15 Eylül 2014 Pazartesi

Yol vermeyen evliyalar

Yol vermeyen evliyalar


Evliyalar toplumumuzda her dönemde etkin oldular. Aslında Türkiye evliyalar ülkesidir. Anadolu da uçsuz bucaksız ovalarda ilerlerken insanın karşısına küçücük kerpiç köyle çıkar. İlk dikkati çeken beyaz bir minaredir. Hemen her minarenin altında da bir yatır yada bir evliyanın türbesi vardır. Tüm öykülerde ortak bir yön fark edersiniz. Bütün evliyalar çevresinin temiz ve bakılı olmasını ister.

Adanadaki Çoban Dede

Adananın hemen dışında Ceyhan baraj gölünün kıyısında halkın piknik yaptığı ve balık tuttuğu güzel yerler vardır.  Belediye buraları güzelleştirmiş özel yerler oluşturmuş. Bu bölgeye hakim olan yamacı, karaylundan aştığınız zaman karşınıza garip bir görüntü çıkıyor. Temizlenmiş, hafriyat yapılmış hafif engebeli b ir ova ama tam ortasında sipsivri duran piramit benzeri garip bir tepecik görülüyor.
Bu tepenin üstünde bir türbe var Adı Çoban Dede türbesi. Anadolu’daki binlercesi gibi o da herhangi bir türbe fakat diğer evliya türbelerinin aksine Çoban Dedenin kimliği hakkında hiçbir bilgi yok. Köyün en yaşlıları dahi onun hakkında hiç bir şey bilmiyor. Daha doğrusu çok az şey biliyor. Dedelerden kalan bilgilere göre Çoban dedenin altı kardeşi daha varmış. Bu yedi evliya kardeş, tüm bölgeye yayılmışlar. İnanca göre çevreyi koruyorlar. Hepsinin yeri tam olarak bilinmiyor.

 Geçmiş dönemde DSİ baraj bölgesini geliştirme çalışması yapmak için greyder ve buldozerlerle buraya geliyor ve olaylar başlıyor.


Tepe kazılamıyor

DSİ önce bölgeyi kazıyor ve yolları açmak için düzleştirmeye çalışıyor. Sonunda sıra türbenin bulunduğu tepeye geliyor. Bölge halkı yetkililere gelip türbeye dokunmamalarını söylüyor. Eğer türbe yıkılırsa tehlikeli sonuçlar ortaya çıkacağını söylüyorlar. 

DSİ yetkilileri olayı ciddiye almıyorlar ve kazıya devam ediyorlar. Sıra tam türbenin olduğu yere gelince, gariplikler başlıyor. Önce greyderler arıza yapıyor. Sonra araçlar bütün uğraşmalara rağmen tepeyi kazamıyorlar. Yetkililer mühendisler olaya kızıyorlar. Halk ise durumu alaya alıp “biz söylemiştik” diyorlar.
Mühendisin ölümü

Olaya sinirlenen B.A adlı mühendis, greydere bizzat atlıyor. Bu batıl inancı yıkmak gerek deyip tepeye tırmanıyor. O hızla tepenin dört bir yanında bulunan ağaçları yıkıyor. Yarın sıra türbede diyor. Ama buna zaman bulamıyor. Zira o akşam evine dönen mühendis B.A apartmanın merdivenlerini çıkarken fenalaşıp düşüp ölüyor. Ertesi gün bu ölüm haber bölgede bomba etkisi yapıyor. 

Bekçinin ölümü

Kazılara ara veriliyor. İnşaat bölgesinde kullanılan araç ve gereçlerin geceleri korunması için bir bekçi kulübesi yapılmış ve birde bekçi bırakılmış. İşte bu defa olanlar bekçiye oluyor. T.M adlı bekçi bir sabah kulübede ölü bulunuyor. Cesedin gözleri korku dolu bakışlarla sonuna kadar açılmış yatağının yanında yerde yatmaktadır.
O sıralarda DSİ de çalışan Hikmet Bey adlı bir yetkili vardır. Bekçinin iriyarı ızbandut gibi ve son derece sağlıklı biri olduğunu söylerken “üç dört kişi onu yere yıkamazdı” diye ekliyor. Olay dallanıp budaklanmadan örtbas edilip kapatılıyor.

Yıkımdan vazgeçiliyor

Bu olayın ardından, personelden iki kişi daha hayatını kaybediyor. Görünüşte doğal nedenler ama zamanlamalar ilginç. Rastlantı mı? Kimse bu yönü düşünemiyor artık. Köylülerin baskısıyla da tıkımlar durduruluyor. DSİ işi bırakıyor ve bölgeyi Adana Belediyesine devrediyor. 


Çoban dede kazanıyor

Daha sonra Adana Belediyesi burayı park haline getirmeye karar veriyor. Fazla toprak işaatlarıda kullanılmak üzere alınıyor. Bölge yeşillendirilecek temizlenecek ve halk hem Çoban Dedeyi ziyaret edecek hemde parkta gezip, eğlenecek Sonuçta Çoban Dede kazanıyor. DSİ pes ederek geri çekiliyor. Üstelik arkasında şüpheli ölüm olayları bırakarak.

14 Eylül 2014 Pazar

Balık yağmuru



Singapur depreminden sonra
16 Şubat 1961 de şiddetli bir deprem. Singapur adasını sarstı. Bunu izleyen 6 gün boyunca gökten bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Sonra 22 şubat sabahı, son olarak sert bir sağanaktan sonra, yağmur dindi. Bundan sonra adada kalmakta olan François de Castelnau adlı Fransız doğa bilimcisi anlatıyor:
“Sabah 10 da güneş çıktı ve penceremden bir sürü Malayalı ve Çinlinin yerdeki su birikintilerinden topladıkları balıklarla sepetlerini doldurduklarını gördüm. Balıkların nereden geldiği sorulduğunda gökten döküldüğünü söylediler. 3 gün sonra su birikintileri kuruduğunda da bir çok ölü balık bulduk.

Amerika’dan bir olay
Amerikalı bir deniz araştırmacısı olan Dr. A.D. Bajkov talihliydi. Çünkü balık yağmuru gibi çok ilgisini çeken bir konuda gözlem yapma fırsatı buldu. Louisiana eyaletinin Marksville kentindeki bir kahvede 23 ekim 1947 günü, karısıyla birlikte kahvaltı yapıyorlardı.
Ani bir sağanak yağmurdan hemen sonra, sokaklarda, yerde yatan balıklar gördü. Bunlar güneş balıkları (Amerika’da yaşayan bir tür kemikli tatlı su balığı), kocaman gözleriyle golyan balıkları (bir sazan türü) ve uzunlukları 23 cm ye varan siyah levreklerdi. Ayrıca damların üzerlerinde ölü fakat yinede yenebilir durumda daha birçok balık bulundu.

Büyük Britanya 1859
En iyi gözlenen olaylardan biri 1859 da Büyük Britanya’nın Galler bölgesinde Glamorganshire ‘daki Mountain Ash kasabasında geçti. Fortean  times ‘ta 1979 sonbaharında yayınlanan bu yazıda Robert Schadwald o dönemde yayınlanan gazetelerdeki tanıklara dayanarak olayın tam olarak 9 şubat 1859 da geçtiğini belirledi.
Mountain Ash ‘da bir kereste işletmesinde çalışan John Lewis, sabah 11 dolaylarında birdenbire gökten düşen küçük nesnelerin kendisine çarpmasıyla irkildi. Nesnelerden biri ensesine çarparak yere düştü. Daha sonra olayı şöyle anlattı:
Elimi ensemden aşağı doğru atınca bunların küçük balıklar olduğunu görüp şaşırdım. Etrafa bakınca her yerin bunlar kaplı olduğunu gördüm. Şapkamı çıkardım etrafı bunlarla doluydu.  Sıçrayıp duruyorlar. Baraka bunlarla kaplıydı ve çalılıklar bunlar la dolup taşmıştı.
Arkadaşlarımla ben, ellerimizle toplayarak kovalarca balığı bir yere yığdık. Sanki balık tutmaktan dönmüşüz gibi. Öyle sanıyorum ki bu balıklar yağmurun içinde kütle halinde düştüler

Bilinmeyen cilt ll

11 Ocak 2014 Cumartesi

İnanılmaz casus Eli Cohen



Arjantin'den Kemal Emin Taybet ismiyle Suriyeli bir işadamı olarak Şam'a döndü. Yüksek sosyeteye girdi. Devletin sırlarını İsrail'e aktardı. Türkiye şimdi iki ülke arasında arabulucu. 

Ortadoğu'nun iki ülkesi İsrail ve Suriye şu sıralar, dolaylı yoldan bir diyalog yürütüyor. Bu diyalog yürüten ülke Türkiye. Diyaloga söz konusu olan isim ise bir İsrailli. Şam'da yaşamış bir İsrail casusu. İsrailliler onu, "Şam'daki adamımız" olarak andı.

Yaptıkları akla hayale gelmeyecek cinsten. Filmlere konu oldu. Ama hayat hikayesini okuduğunuzda şaşıracaksınız. Can Dündar Milliyet'te yazdı:

Kim bu Eli Cohen?


Ortadoğu'dan çok ilginç bir pazarlığın kokusu geliyor.
Pazarlığın orta yerinde Türkiye var.

Konusu ise bir İsrail casusu:

Adı: Eli Cohen...

* * *

10 Aralık günkü Jarusalem Post gazetesi, "İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a bir mesaj göndererek Eli Cohen'in kemiklerini geri istedi" diye yazdı.

Haberde İsrail tarafının bunu diplomatik yollardan değil, insani temaslarla yaptığı belirtiliyor, ama teması kimin yürüttüğü yazılmıyordu.

Dün, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül İsrail'e uçarken, İsrail gazetesi Haaretz'de yeni bir haber çıktı. Buna göre Tayyip Erdoğan, aralıktaki Şam ziyaretinde Esad'a İsrail'in bir mesajını iletmişti.

Bu mesaj, Eli Cohen'in naaşının iadesi istemiydi.

Gazeteye göre şimdi Gül, Esad'ın bu iadeye ilişkin şartlarını Katzav'a "fısıldayacak"tı. Gazete bu arabuluculuğun, İsrail-Suriye diyaloğu için önemli bir zemin teşkil edebileceğini de yazıyordu.


Şimdi, pazarlığın konusu olan Eli Cohen'i tanıyalım:

Cohen, Halep'ten göçmüş bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İskenderiye'de doğdu. Atak bir gençti. 29 yaşındayken Mossad'dan iş istedi, ancak İsrail gizli servisi, bu zeki gencin, fazla risk alma kapasitesi taşıdığı gerekçesiyle başvurusunu reddetti.
1960'ta Ortadoğu'da sular ısınıp da Arap ülkelerinde çalışacak ajan ihtiyacı doğunca Mossad eski dosyalarda Cohen'in adına rastladı. Arapça konuşan ve Araba benzeyen bu Yahudi genç, ideal ajandı. İşe alındı. Yoğun bir eğitimden sonra kendisine yeni bir kimlik verildi:


Kemal Emin Taybet...

Arjantin'de iş yapacak Suriyeli işadamı kimliğiyle Buenos Aires'e uçarken nereye gittiğini eşi bile bilmiyordu. Kısa sürede oradaki elçilikle teması ilerletti ve yatırım yapmak üzere Suriye'ye davet edildi.

1962'de Şam'a yerleşti. Zengin bir işadamı olarak sosyeteye karıştı. Evinde partiler veriyor, üst düzey dostluklar ve aşk ilişkileri kuruyor, aldığı bilgileri de, odasındaki radyo vericisinden Mossad'a geçiyordu.

* * *

1963'te Baas iktidara gelince Cohen'in önü hepten açıldı. Tanıdıkları, üst düzey görevlere atanmıştı.

O yıl Suriye'nin, İsrail için hayati önem arz eden Ürdün Nehri'nin yatağını değiştirmeye hazırlandığını bildirdi. 1964'te İsrail bölgedeki bütün ekipmanı bombaladı.

Ardından Cohen, Suriye'nin egemenliğindeki Golan Tepelerini ziyaret etti. Sadece üst düzey askerlerin girebildiği bu bölgede fotoğraflar çekti. Hatta casusluk tarihine geçecek bir öneriyle Suriyelilere istihkam mevkilerini ağaçlarla kamufle etmelerini söyledi.

Bu sayede, 1967 savaşında ilkin ağaçlı bölgeleri bombalayan İsrail, Golan Tepelerini iki günde ele geçirdi.

* * *

Sızıntıyı fark eden Suriye, Sovyetler'den yardım istedi. Teknisyenler sızıntının adresini hemen buldu.

Eli Cohen, 1965 Ocak'ında telsiz başında yakalandı.

Sorguda konuşmadı. İadesi için yapılan girişimlere kulak asmayan Suriye, Mayıs 1965'te Cohen'i idam etti.

Cesedi, boynunda İsrail karşıtı bir yazıyla 6 saat Şam'ın en işlek meydanında asılı kaldı.

O günden sonra "Casusların Tanrısı" namıyla ünlenen Cohen, "Şam'daki Adamımız" kitabına ve "Impossible Spy" adlı TV filmine konu oldu.

Belki Cohen'in biyografisine eklenecek en ilginç bilgi, asılışının 40. yıldönümünde kemiklerinin iadesi için, Türkiye'de anti Siyonist sloganlarla iktidar olmuş bir hükümetin Şam'la Kudüs arasında pazarlık yapmakta oluşudur.


www.haber3.com alınmıştır 04 Ocak 2005

Popüler Yayınlar