15 Nisan 2018 Pazar

Lemurya bir masal mı?

Lemurya bir masal mı?
Dünyanın bilinen tarihinin sanıldığından çok daha eski olduğu öne sürülüyor. Sözgelimi, Lemurya adı verilen bir diğer kayıp uygarlığın, yaklaşık 40 milyon yıl önce yeryüzünden silindiği iddia ediliyor. Tarih bilimi yanılıyor mu yoksa tüm bunlar masaldan mı ibaret?
Tüm kayıp kıta efsaneleri arasında en İnanılmaz gibi görüneni, Lemurya’nın öyküsüdür. Öykü'nün kaynağı 19. yüzyıl bilginleri tarafından ortaya atılan bazı tezlere dayanıyor.
Doğa bilginleri Hint Okyanusu'nun çevresindeki ülkelerde Lemur adlı bir maymun türü keşfetmişlerdi. Ama ortada açıklanamayan bir durum vardı. Bu ülkeler birbirlerinden binlerce kilometre uzaktaydılar Üstelik Madagaskar’la Hindistan arasında olduğu gibi ülkeler arasında uçsuz bucaksız bir Okyanus uzanıyordu. Bu kadar küçük bir hayvanın Okyanusu yüzerek aşması mümkün olamayacağına göre geriye tek olasılık kalıyordu: Bir zamanlar lemur maymunları, bugün yaşadığı ülkeleri kapsayacak genişlikte bir kıta üzerinde yaşamış olmalıydı.
Bu dönemde yani 1850 lerin sonunda Charles Darwin'in “türlerin kökeni “ adlı kitabı yayınlanmıştı. Kitapta canlıların evrimi ve değişik türlerin ortaya çıkışı anlatılıyordu. Oysa dini inançlara bağlı olanlar türlerin yeryüzüne Tanrı tarafından dağıtıldığını öne sürüyorlardı. Lemur maymunlarının bulunuşu bu iki görüş arasındaki tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Yeni bir kayıp kıta
İşte bu sırada Darwin'in teorisini destekleyen Alman doğa bilimcisi Ernst Heinrich Haeckel, ilginç bir fikir ortaya attı: Lemur Maymunlarının anayurdu bu bölgede Eskiden var olan bir kıta idi. Ama bu kıtanın bir kısmı batınca maymunlar Bugün üzerinde yaşadıkları ülkelere de dağılmışlardı. Haeckel kayıp kıta ya maymunların adından esinlenerek “lemurya” adını verdi, aynı zamanda buranın uygarlığın beşiği olduğuna ilişkin ilk fikirlerini ortaya attı. Haeckel şöyle yazıyordu:
Hint okyanusunda idi
" Bazı şartların varlığı(özellikle artarda gelen bazı tarihi olgular), eskiden Hint okyanusunda bulunan ve daha sonra batan bir kıtanın eskiden insanoğlunun anayurdu olduğunu düşündürüyor.  Kıta, Asya'nın güneyinden (Belki de Asya'nın devamı olarak) doğuda Hindi Çin ve Sumatra adalarına, batıda Madagaskar ve Güney Doğu Afrika kıyılarına kadar uzanıyordu.
Daha önce de belirttiğimiz üzere; hayvanların ve bitkilerin dağılımı gibi bazı olguları göz önünde tutarsak, büyük bir olasılıkla çok eskiden Güney Hindistan gibi bir kıtanın var olduğunu söyleyebiliriz. Eğer lemurya yı insanoğlunun ana yurdu olarak kabul edersek, insan ırklarının karayoluyla coğrafi dağılımını da rahatlıkla açıklayabiliriz.."

Gizemciler ve medyumlar ilgileniyor.
Ama Zaman geçtikçe yeni teoriler ortaya atıldı lemur maymunlarının dağılımı ve insanoğlunun kökeni üzerine daha inandırıcı fikirler ileri sürüldü. Böylece Haeckel ‘in düşünceleri ile birlikte kayıp kıta lemurya da bir kenara bırakıldı İşte bu sırada bir takım gizemciler ve medyumlar "kayıp kıta" fikrine dört elle sarıldılar aynı şeyi daha önce Atlantis ve Mu kıtaları ile ilgili tartışmalar sırasında da görülmüştü.

Esrarengiz kitaplar
Sonunda, zamanın en tanınmış Gizemcilerinden biri konu ile ilgilendi. Bu kişi teozofi Cemiyeti'nin kurucusu madam Helena P. Blavatsky idi. Açıklanamayan, doğaüstü güçlere sahipti. 1888'de konu ile ilgili olarak Gizli Doktrin adlı bir kitap yayımladı. Kitapta kendi felsefesini de anlatıyordu. İddiasına göre eski çağlarda var olan bazı olağanüstü düşünceler kendi bedenine geçmişti Ayrıca "Mahatma Tarikatı" adlı bir grup bedensiz varlığın, Tibet'ten dünyayı yönettiği ne inanıyordu.
Balavatsky'nin kitabı Mahatmalara ait eski bir çalışma olan Dyzan kitabına dayanılarak yazılmıştı. Balavatsky'nin belirttiğine göre mahatmalar kendisine göğe nasıl çıktıklarını göstermişlerdi. Dyzan kitabı, Atlantis de şimdi unutulmuş olan Senzar dili ile yazılmıştı. Atlantis ve Mu kıtalarının bilinmeyen tarihinden bahsediyordu.

Anlaşılması zor
Gizli doktrin, günümüz İngilizcesi ile yazılmış olmasına rağmen anlaşılması oldukça zor bir kitaptır Örneğin şöyle bir bölüm var:"…. büyük acılardan sonra eski üçünden vazgeçti ve onların yerine yeni yedi derilileri koydu ve önce birincisi üzerine çalıştı... tekerlek 30 kez daha döndü Böylece rupas meydana geldi yumuşak taşlar sertleşti sert bitkiler yumuşadı, görünmeyen görünür oldu, Böcekler ve arı oğulları.."
Mahatmalara göre yeryüzünde toplam olarak 7 kök ırk yaşayacaktı. Birinci kök ırk, görünmeyenlerdi, ikinci Kök ırk görünenlerdi. Üçüncü kök ırk Lemuryalılar, dev gibi ve goril, orangutan, şempanze türü iri maymuna benzeyen beyinsiz yaratıklardı. Bundan sonrakiler Atlantis e gelenlerdi. Bunlar tam anlamıyla insan olmalarına rağmen kara büyü ile yok edildiler. Bugünün insanları olan Bizler 5. kök ırkı oluşturuyoruz. Bizden sonra altıncı nesil dünyaya gelerek lemur ya da yaşamaya başlayacak 7. ve sonuncu neslin ardından dünyada yaşam sona erecek ve Merkür gezegeninde yeni bir yaşam başlayacak.
40 milyon yıl önce yok olmuş
Balavatsky, sahip olduğu doğaüstü güçlerin yardımıyla lemurya'nın kaybolan Dünyası'nı ayrıntılarıyla anlatabiliyor:" lemur ya da yaşayanların bazıları 4 kolluydular, diğerlerinin kafalarının arkasında bir gözleri vardı. bu göz sayesinde "ruhsal görüş gücü" kazanıyorlardı. Konuşmak için sözcüklere ihtiyaçları yoktu çünkü telepatiyle anlaşabiliyorlardı lemuryalılar Mağara ve toprak dediklerinde yaşıyorlardı. kıta Güney Yarım kürenin büyük bir bölümünü kaplıyordu. Hizalayalar’ ın eteklerinden Antarktika’ya Güney Kutup dairesine kadar uzanıyordu lemurya yaklaşık 40milyon yıl önce yok olmuştu. Üzerinde yaşayanların bazıları kurtulmuşlardır. Bugün Afrika ve Asya'da yaşayan aborigiler, papuanlar, hottentolar gibi bazı kabileler Lemuryalıların torunları idi.

Başka Gizemcilerin yaklaşımları
Balavatsky ve diğer bazı teozofistlerin ileri sürdüğü düşünceler oldukça ilginç görünmelerine rağmen hakkında pek söz edilmemiştir. 1891'de Balavatsky'nin ölümünden sonra izleyicileri onun düşüncelerini tekrar gündeme getirdiler. Öğrencilerinden Annie Besant ve yine önde gelen filozofistlerden biri olan W.Scott-Elliot, lemurya Üzerine uzun yazılar yayınladılar.
W.Scott-Elliot " teozofi üstatlarından" yalnızca doğaüstü güçlerin inceliklerini değil aynı zamanda bazı haritalarda devraldığını öne sürüyordu Bu haritalar dünyanın evriminde geçirdiği önemli aşamaları gösteriyordu. W.Scott-Elliot, konuyla ilgili olarak Atlantis Kayıp Kıta Mu’ nun öyküsü adlı bir de kitap yayınlamıştır sözünü ettiği esrarengiz haritalardan 6 sının kopyaları vardı ilk kez 1896'da yayınlanan kitabın bugün hala yeni basımlarının yapıldığı biliniyor.

İnsanın yaratılışı
W.Scott-Elliot'a göre Evrenin Gözeticisi Manu lemuryayı 3. kök ırkın gelişeceği yer olarak seçmişti. Manu’ nun burada insanı ilk yaratma girişimleri, peltemsi bir yaratığın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Zamanla yarattığın iskeleti gelişti bedeni sertleşti Böylece ayakları üzerinde durabilecek hale geldi.

Üçüncü bir gözleri vardı
Yaratığın boyu 3,5-4,5 metre arasında değişiyordu düzgün bir yüzü kahverengi derisi uzun ağzı ve burnu vardı Anlı yoktu birbirinden ayrık olan gözleri sayesinde, karşıyı olduğu kadar yanları da görebiliyordu. Kafasının arkasına üçüncü bir gözü bulunuyordu. Bugün bu göz insanların beyninde, ışığa karşı hassas bir noktaya(pineal gland) dönüştü, lemuryalıların topukları geriye doğru çıktı bu sayede, hem öne hem arkaya doğru rahatlıkla yürüye biliyorlardı. W.Scott-Elliot, bu ifadeyle herhalde yaratığın kafasının arkasındaki gözün de bir işe yaradığını anlatmak istiyordu.

İrade gücüyle..
1923 te, önde gelen Teozofistlerden Rudolf Stainer, kozmik hatıra:  Atlantis ve lemurya adam da bir kitap yazdı. Steiner 1907'de Blavatsky'nin derneğinden ayrılarak antropozofi Cemiyeti'nin kurdu. Kitapta lemuryalıların kıt akıllı oldukları belirtiliyordu ama irade gücü sayesinde ağır yükleri kaldırabilecek özelliklere sahiptirler yumurtlayarak üredikleri çift cinsiyetlilik dönemlerinde tek gözleri vardı seksi keşfettikten sonra görünüşleri değişti gelişme gösterdi.

Cinsiyetlerin ayrılması
Lemuryalılar tek cinsiyetli iken ruhları bedenlerini Egemen durumdaydı ama Dünyamız giderek değişiyordu yeni bir döneme geçilmiş ve her taraf kalabalıklaşmıştı bu durumda beden ruhtan daha önemli hale geldi, cinsiyetleri ayrıldı.
Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, lemurya ya belli insanlar ilgi duymaktadır. Bunlar genellikle Gizemci kişilerin öğrencileriydi ama 1920'lerden sonra daha çok sayıda insan kayıp kıta ile ilgilenmeye başladı.

Amerika'da yaşıyorlar
22 Mayıs 1932'de Los Angeles Times Star gazetesinde, Edward Lanser imzalı ilginç bir yazı yayınlandı. Yazıda Lemuryalıların torunlarının Kaliforniya’nın kuzeyindeki Shasta Dağı’ nda yaşadıkları İddia ediliyordu.

Dağın zirvesindeki ışıklar
Belirttiğine göre lanser lemuryalılar ile ilgili bilgileri bir tren yolculuğu sırasında öğrenmişti bir gece trenle Portland, Oregon'a gidiyordu. Yol Shasta Dağı yakınlarından geçiyordu. Dağın eteklerinde geldikleri sırada, zirvede kırmızılı Yeşilli Işıklar olduğunu fark etti.  trendeki kontrol memuru ışıkların Lemuryalılar tarafından yakıldığını söyledi. Buralara gelişlerinin yıl dönümünü kutlamak için tören yapıyorlardı.

Gidenler dönmüyor
Korkusuz Gazeteci buradan ilginç bir haber çıkarabileceğini sezmişti. lemuryalıları araştırmak için derhal Shasta Dağı'na bir gezi düzenlemeye karar verdi dağın eteklerindeki Weed kasabasına geldi. Yazdığına göre, burada konuştuğu kimseler ilginç şeyler söylemişlerdi. Dağın zirvesinde garip ışıkları görüyorlar ve orada esrarengiz bir köy Olduğunu biliyorlardı ama hiç kimse oraya gitmemiş ya da gittiyse bile geri dönememişti.
Sonunda lanser, lemuryalıların yaşadığı yer hakkında uzman biri olan birini buldu. Bu kişi tanınmış bir bilim adamı olan Profesör Edgar lucin Larkindi. Görünüşe bakılırsa Profesör Larkin'in bu gizli topluluk hakkındaki bilgisi, konuya ilgi duyan sıradan insanların bilgisinden fazla değildi. Yüksekçe bir yere yerleştirdiği teleskoptan dağın zirvesindeki topluluğu izlemekten başka bir şey yapmamıştı güçlü teleskopla zirvede büyük bir tapınak olduğunu görmüştü. Mermer ve oniksten yapılmış olan tapınak, Maya tapınakları ile boy ölçüşecek kadar güzeldi. Gerçi Weed kasabasında yaşayanlar Arada sırada Lemuryalıları görüyorlardı. Ama lemuryalılar kendilerini kasabalılardan kuruyorlardı. Uzun boylu dost görünüşünü nazik kimselerdi saçları kökünden kesilmiş ve üzerlerinde Lekesiz beyaz kumaştan giysileri vardı.

Gizli güçleri var
Lemuryalılar bazen Weed'e alışveriş için geliyorlardı. Dükkânlardan bol miktarda kükürt, tuz ve domuz yağı alıyorlardı. Karşılığında dağdaki madenlerden çıkardıkları altın parçalarını veriyorlardı doğal olarak bu durum lemur yalıları arayıp bulmak için binlerce insanın Shasta Dağı'na tırmanmasına Yol açmalıydı. Ama bu noktada Lancer inanılmaz hikâyesinin yeni bir şey ekliyor. Böylece anlattıklarını savunabilecek Hale geliyor.

Bir kaç yüz bin yıldır Amerika'da yaşayan lemur yalıların torunları "Tibetli üstatların gizli güçlerine" sahiptiler çevreye çok iyi uyum gösterebilirler, isterlerse görünmez olurlardı. Ayrıca, yaşadıkları yerleri "görünmeyen koruyucu beni engelle kuşatarak" kendilerini Davetsiz Misafirlere karşı kuruyorlardı. Şüphesiz Bütün bunlar uzun süredir nasıl keşfedilmeden yaşadıklarını açıklamak için yeterliydi.

İş bu noktaya kadar gelince Los Angeles Times Star'ım pek çok okuyucusu artık dayanamadı. Lanser ‘in öyküsünün gerçekten çok hayale dayandığı İddia ediliyordu. Gazetecinin larkin gibi bir Tanık bulması da bir şeyi değiştirmezdi. Çünkü yalnızca yaşlı bir gizemciydi. Kaliforniya'da Lowe dağı gözlemevinde çalışıyordu. Üstelik Burası yakındaki Wilson Dağı Gözlemevi gibi bilimsel amaçlı bir enstitüde değildi öte yandan larkin ‘de Lemuryalılar gibi gerçekte olmayan biriydi Çünkü Lanser ‘in bu inanılmaz Öyküyü yazmasından tam 8 yıl önce 1924'te ölmüştü.

Tarihin değiştirilmesi

Görüldüğü gibi şu ya da bu amaçla tarihi yozlaştırmak isteyenlerin olduğu bir gerçek bu yozlaşma katkıda bulunanlardan biri de Tarih biliminin kendisi. Çünkü yazılı tarihte Atlantis'in Mu'nun lemurya’ nın yer almayışı bunun çarpıcı bir örneği olarak ortada acaba günün birinde tarih kendi kendini değiştirmek zorunda kalacak mı?

29 Mart 2018 Perşembe

Marie Antoinette ile karşılaştık


Marie Antoinette ile karşılaştık 

1901 yılında Versay Sarayı gezen iki kadın farkında olmadan 18 yüzyılda Fransa kraliçesi olan Marie Antoinette' nin yaşadığı Çağa gittiler ve bir süre orada yaşadılar. Aşağıdaki yazı “Trianon Serüveni” diye bilinen bu karmaşık olayı anlatıyor. 

1901 yılını sıcak bir ağustos günü ikindi zamanıydı. Orta yaşlı iki bayan öğretmen, anne Moberley ve Eleanur Jourdain, yıllık izinlerini geçirmek için Paris’e gelmişlerdi. Bu arada ünlü Versay Sarayı'na da ilk defa geleceklerdi her iki öğretmen ile tarihi ile ilgili bilgiler ve her ikisini de akademik kariyeri vardı Moberley, Oxford ta ki St. Hugh Koleji’nin müdüre si arkadaşı ise, whaford daki bir kız Okulu'nun boş öğretmeniydi. Son derece bilinçli ve aklı başında olan öğretmenlerin başına gelen inanılmaz olayı uydurmaları ya da hayale kapılmaları söz konusu bile olamazdı. 

O gün bütün Sanayi Gezdiler ve dinlenmek üzere galeri des Glaces'de bir süre oturdular. Pencere açık ve dışarıdaki görkemli Bahçeden çiçeklerin nefes kokusu içeri doluyordu. Bu temiz kır havası içlerinde gezintiye çıkmak isteği uyandırdı. Bu kez küçük trianon şato görmek istediler. Versay Sarayı'nın bahçesindeki bu şatoyu Fransa kralı 15.Louis yaptırmış ve yerine tahta geçen 16. Louis e dolayısıyla Onun eşi olan Marie Antoinette armağan etmişti.

Beyaz elbiseli kadın
Küçük Trianon'a giden yolun üzerinde olup olmadıklarından Emin değillerdi. Şatoyu Hedef almışlardı. Ancak Yolları oldukça karışık olduğundan, gidecekleri yeri tahminen kestirmeye çalışıyorlardı. Bu sırada Moberley, gittikleri yolun köşesinde küçük bir yapının penceresinde dalgalanır gibi beyaz elbiseli bir kadını fark etti. Böylece şaşırdıklarını yolu sorabilecekleri biri karşılarına çıkmıştı. Fakat arkadaşı jouradain, sanki ona aldırmadan yürüdü. Ancak sonradan öğrenecektir ki  Joordain ne bu yapıyı ne de beyaz elbiseli kadını görmemişti. 


Garip Bahçıvanlar
İki kadın kendilerini kuşatan esrarengiz ortamın farkında olmaksızın, İngiltere'de ki dostlarından söz ediyorlardı. Sonra karşılarına çıkan dönemeçten sağa döndüler. Birkaç küçük yapıya daha geçtiler. Bir an karşılarına mermerden oyulmuş birkaç basamak çıktı. Burası bir tak görünümünde idi Ve açık Bir kapıdan arkadaki bahçeye çıkabiliyordu. Duraksamadan takı geçtiler,  Şimdi önlerinde iki yana ağaçlı bir patika belirmişti. Bir an durdular. Ama orada 2 bahçıvanın çalıştığını görünce yürümeye başladılar bahçıvanların işgüzar insanlar oldukları belliydi hem çalışıyorlar hem de koyu bir sohbet le aralarında konuşuyorlardı. Birinin elinde el arabası diğerinde de bahçe teli vardı buraya kadar her şey normaldi. Fakat normal olmayan onların gereksiz Hatta gülünç giyimleriydi. Üstlerindeki kirlenmiş yeşil birer ceket ve başlarında üç köşeli şapkalar vardı Uzun giysiler 100 yıl öncesinden kalmış gibiydi. 

Korkunç bir adam
Tam bu sırada tuhaf bir önsezi ile dehşete kapıldılar (Bun duygunun nedenini açıklayamadılar, fakat her ikisi de birden kulak kesilmiş ve birbirleriyle konuşmadıklarını daha sonra açıklamışlardı.) çevrede garip bir şey vardı Anlaşılmadık ve tatsız bir ortam oluşmuştu o anda, çevredeki manzaranın derinliği kayboldu ve 2 boyutlu resim gibi bir manzara oluştu. Büyülenmişçesine yürüyorlardı. Birden önünde bir bahçe çardağı çıktı yuvarlak kubbeli alçak çitlerle çevrili bir dinlenme çardağı idi. İçinde bir adam oturuyordu o zaman heyecanlarının doruğuna ulaştıklarını fark ettiler. Bu öyle bir adamdı ki dünyada hiçbir kadın onun karanlık ve iğrenç yüzüne bakamazdı. Adamın üzerinde korkunç görüntüsünü tamamlayan Uzunca bir palto, başında ise geniş kenarlı bir Şapka vardı belki de başından beri aradıkları yol orasıydı, fakat geri dönüp çardakta ki korkunç adamdan kaçmayı tercih ettiler. 

Tuhaf bir dünya
Yaşlarından Beklenmeyen bir hızla bir sürü koştular. bu tuhaf ortamda Sadece ayak sesleri kendilerine aitti. Kalan her şeyi birden yabancılaşmıştı. Koşmaları önlerine boş bir Patika çıkana kadar sürdü. Moberley birden orada bir adamın daha dikildiğini gördü oysa Biraz önce kimse yoktu. Adam ansızın belirivermişti. Kendi ifadesiyle," bu kez nazik bir adama rastlamıştı uzun boylu siyah gözlü ve Siyah hafif dalgalı saçlıydı." 

Bu adamın da başında garip bir şapka ve üzerinde uzun koyu renkli bir palto vardı. Sanki onların hiç farkında değilmiş gibi bir eve doğru yürüyordu.
Sonra onları fark etmişçesine irkildi, ardından da iki kadının kıyafetlerini süzerek gülümsedi. Belli ki, kadınların giyim tarzını yadırgamıştı. Buna rağmen iki kadını da nazikçe eğilerek selamladı hızla koşan kadınlar teşekkür etmek üzere geri dönüp baktıklarında adamın ansızın kaybolduğunu silindiğini sezdiler. Bir hayaletle karşılaşmış gibi yeniden tabana Kuvvet koşmaya başladılar ta ki çevrede hiçbir insan gözükmeyene kadar... Bu koşuları sırasında sanki biri onların ardından koşuyor gibiydi fakat görünürde kimse yoktu. 

Kendilerine İnanamıyorlar
Hafta boyunca aralarında bu olayı tartışılır. Jourdain, kendilerine inanılmayacak ya da işlerinden olacakları korkusuyla bu olayın bir sözünü bile etmek istemiyordu. Ancak Moberley, gördüklerini ayrıntılarıyla yazmıştı. Bu olayı onda büyük bir sıkıntı duygusu yaratmış ve huzuru kaçmıştı. Olayı tekrar yerinde keşfetmek için dayanılmaz bir içgüdüyle zorlanıyordu. Arkadaşına, küçük Trianon ‘un perili ya da tekinsiz olduğuna inanıyor musun diye sorduğunda onun kuşku duymadığını gördü. Sadece aralarında küçük gözlem farkları vardı. Her ikisi de ayrı ayrı notlar almışlardı Fakat olay Temel de aynıydı. 

İngiltere’ye döndükten sonra iki kadın birbirlerinden ayrı kaldıkları 3 ay boyunca izlenimlerini yazdılar. Yeniden buluştukları karşılaştılar ve olayı yeniden yorumladılar. Olan bitenin Gerçek değil Bir Hayal ya da vizyon olduğu ihtimali üzerinde duruyorlardı. Bu olayı birlikte yaşamalarını ise Kolektif bir yanılgı olarak açıklamaya çalışıyorlardı. 

Kraliçenin hayali dolaşıyor
İki öğretmen bir süre sonra, Trianon vizyonunun çok eski belgelere dayandığını öğrendiler. Jourdain ‘in Paris’te bir arkadaşı, Versay Sarayı ile aynı ismi paylaşan Versay Köyü halkının 1 ağustos günü Maria Antoinette 'i küçük Trianon şatosunun bahçesinde gördüklerini anlattı. Kraliçenin üzerine pembe şık bir elbise ve başında da kolalı dantelden yapılmış bir şapkası vardı.

Şimdi bile aynı köy halkı kraliçeyi gördüklerini anlatıyorlar. Arkadaşımın l792 yılının 10 Ağustosun da yani 3 yıl sonra bütün köy halkının onu gördüğünü anlatmıştı. Louis ve karısı Antonoit’te sarayın mabedine hapsedilmiş nerede sonra da kraliçe zaman zaman oralarda tek başına görülüyordu. 

Uzmanlar kuşku duyuyorlar
İki kadının Yankı uyandıran iddiaları uzmanlarca araştırıldı enine boyuna her ayrıntı yerinde incelendi. Sonuçta Moberley Jourdain ‘in serüvenleri uzmanlara Kuşkulu ve Çok karmaşık geldi. İlk bakışta akla gelen şey onların hayal gördükleriydi. Belki de dikkat çekmeyi ya da böyle kitap yayınlayarak Şöhrete ulaşmayı düşündükleri İleri sürüldü. 

Hatta onların romantizmleri nedeniyle gerçek ile hayalin hassas çizgisini birbirlerine karıştırdıkları söylendi. Ancak ikisinin de Aynı tutkuyla, Versay'a gitmelerinin ve saygın müdireliklerini göze almalarının ne anlamı olabilirdi. Üstelik Trianon olayını çevrenin yerli halkı da öteden beri biliyorlardı. 

Araştırma sürüyor
Buna rağmen iki kadının serüvenlerinde ayrıntı olarak, birçok zaman bir arada yaşanıyormuş havası vardı. İki Tanık da bunun farkındaydı var. Moda tarihle ilgili sayısız doküman karıştırdılar. Sarayın mimari tasarım üzerine araştırdılar onlara karşı olan araştırmasına anlatıldığı biçimde bu giysilerin kraliçe ait olduğunu kabul ediyorlardı fakat personelin giyim tarzlarında aykırılıklar vardı.
Bütün bu sonuçlar ışığında, küçük ayrıntılarda olmayacak şeyler çıkıyordu. Örneğin Saray İşçileri asla yeşil renkli üniforma giyemezlerdi. Zira yeşil renk giymek yalnızca soyluların hakkıydı. 1901 yılında bile Saray bahçıvanları da dâhil hiçbir görevli yeşil giymiyordu. 

Trianon serüvenini yaşayan için kadın için Bütün bunların cevabı Belki den öteye geçemiyordu. Var olmayan koruluklar da ya da tarihin gerisindeki düzenlemiş biçimiyle var olmayan Saray patikalarında gezinen o insanlar kimdi. 

İki kadın yine de veriyi inceliyorlar ve kendilerini destekleyecek bilgilerin inceliyorlardı. 

Sonradan akla gelenler
İki kadının iddialarında Görülen en büyük Kuşku orada bir Çardak köşkün hiçbir zaman olmayışıydı. Versay Sarayı'nda s Gördüklerini söyledikleri biçimde bir Çardak hiç olmamıştı. Trianon ‘un orijinal planları ise hiçbir şeyi okunamayacak biçimde yıpranmış kararmıştı temel güçlük kadınların anlattığı konumun şimdi ya da Eskiden olup olmadığını Bir bilen olmayışından kaynaklanıyordu. Bu noktadan hareketle iki kadın da böyle bir köşkün varlığını kanıtlayabilirlerse iddialarına kanıtlayabileceklerdi iş başa düşmüştü. 

Baş başa verip bütün ayrıntıları hatırladılar, arşivleri karıştırdılar Ve sonunda coşkun " Çin tarzından şiddetle etkilendiği" kararına vardılar. Daha önce okudukları  “Revue de Paris” dergisinin 1 sayısında eleştirmen leon Rey,"Jeude Bauge denen yapıların Çin tarzında bir bahçeden etkilendiğini belirtiyordu. 
 
Destekleyici kanıtlar bulunuyor
Çin tarzı sözünden yola çıktılar düşüncelerine göre ikisini de aynı mimarın yapabileceği ihtimali kuvvetlenmişti. 1909 yılında yeniden bir araştırmaya giriştiler. Jeu de Bauge planlarını 1774 yılında Marie Antoniette'in bahçıvanı Antonie Richard'ın çizdiği bilindiğine göre, 1901 yılındaki aynı mimari üsluba uygun çardağın planlarını da onun çizmesi gerekiyordu. 

Bu orijinal planlar ilgili arşiv kuruluşunda bulununca Her şey ortaya çıktı. Mimar Richard, sözü edilen yerde Gerçekten böyle bir çardan resmini çizmiş ve tıklatıp kadınların çizdiği anlattığı biçimde patikaları koruluğu ve teraslı evleri planına kaydetmişti. Bu buluş onların zaferi oldu. Onlardan kuşkulananlar derin bir sessizliğe gömüldüler. 

Moberley ve Jourdain, 1950'li yıllarda bir tesadüf sonucu 1901 vizyonunda gördükleri kişinin kimliğini de sapladılar. Onlara selam vermiş olan bu esmer ve nazik adam Veadreuil kontu idi. Maria Antoinette 'in yakın olduğundan O da giyotine gönderilmişti. Kont'u okul sınavları ile ilgili bir Tarihi kitabını karıştırırken buldukları bir fotoğraftan tanıdılar. 

Maria Antoinette olduğu anlaşılıyor
Moberley ve Jourdain'in araştırmaları ömrünün sonuna kadar sürdü. Çeşitli yıllarda defalarca Versay Sarayı’nı gezdiler anılarını bir kitapta topladılar. Haklarında lehte ve aleyhte çok şey söylendi onları romantik Hayaller ile kamuoyunu meşgul etmekte suçladılar. Bazıları’ da Versay Sarayı'nda bir uzay-zaman karışması (zaman dalgalanması) sonucunda gerçek bir olayın yaşandığını inanıyorlardı. 

1950'li yıllarda kısa bir arayla öldüklerinde oldukça yaşlıydılar. Bunadıklarını bile ileri sürenler oldu.
Oysa 1901 yılında bu esrarengiz olay sırasında 35 yaşlarındaydılar. Her ikisinde de gördükleri olaydan etkilenmeleri için nedenler vardı. Onlar olayın zaman trafiğinin karışmasından çok duygusal nedenlerle Fransa Kraliçesi’nin trajik yaşantısıyla ilgilenmişlerdir. Çünkü kraliçeyi Bir dost bir arkadaş gibi görmüşlerdi. Gerçi onunla hiçbir şey konuşmamışlardı ama onu görmek açıklı sonuna Üzülmek için yeterliydi eğer o dönemde terasa yaslanmış düşünceli kadının Maria Antoinette olduğunu bilselerdi, kendisini bekleyen acı sonlar haberdar etmeyi bile deneyebilirlerdi. Ne var ki bunu Vizyon bittikten sonra anladılar. Kraliçenin resmi ile karşılaştıklarında her şeyi anladılar. Gördükleri kadın Maria Antoinette idi.

Popüler Yayınlar